7/4/2009
Leylâ...

Dinleyelim dağ başında
Ne söyler şu Leylâ Leylâ
Oturalım biz diz dize
Hû çekelim Leylâ Leylâ
Derdim koymuyor engel
Ölürsem üstüme sen gel
Çeşm-i yaşla yu Leylâ
Yu Leylâ Leylâ
Çakmağın üstüme çaktın
Onulmaz derde bıraktın
Vücudum odlara yaktın
Ateşe su Leylâ …
Yorum : Mustafa Demirci
LEYLA…
Gaflet devam etmektedir. Zehirli bal kaşıkla değil, petek petek yenir.
Gaflet içinde gaflet;
“Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan uzaklaşma, Senin derdinle canlardan geçen Mecnun’la uğraşma”
yazdırmıştır defterin sırlı bir yerine. Yalnız deftere değil,
“Kalmasın bir nokta-i muzlim bu sevda yolunda” dercesine, halka arz edilen paçavralara da…
Çile mevsimidir lâleler için…
Soğuk, lâlenin kalbini yakmalı ki, içinde gizlenen esmâ aşkını nazarlara döksün…
Çilesiz ruhlar ham yapılıdır, gelene sevinmez, gidene de üzülmez. Lâle kırağı görmeli ki, açsın. “Lâlenin çilesi de yalnızlıktır toprak altında.” diyerek,
bir yandan karı, diğer yandan donmuş toprağı eşeleyip içine tohum yerleştirenler, gözyaşı dökerken bunu mırıldanırlar.
Ama anlaşılmaz bir dua daha vardır oracıkta dillenen; ancak bu ne duyulur, ne de hissedilir. Eller açılıp, nefse tatlı gelenlerin terk edilme zamanı gelmiştir.
Toprağın altındaki lâleler, üstündekilerin açılmasını beklerken bilinmez bir hisle kavrulmaktadır. “Müneccimle muvakkît ne bilir, Dertlilere sor geceler kaç saat?” terennümü başlamıştır.
“Bir yâr olsun, bize Mevla’nın yolunu göstersin, ‘çile ile gel’ değeri bilinsin.” Bahar günleri yaşanırken acı bir rüzgâr eser. Açılan çiçekleri yakar, kavurur.
Cemre beklenirken kırağı düşmüştür lâlelere.
Demek ki; çile noksan kaldı, bize düşen gayrı sabırdır, sonu şeker şerbet olan, ama kendisi zehir olan sabır…
bazen bahar bazen kıştır yaşanan; ama görülen duyulan hep aynı şeydir. Başka yananlar da vardır. İyiyi kötüden ayıran sırrı söyleyenler gayret ederler; art arda gelen harfler kelime olup, okunsun diye uğraşırlar. Ve Tevfik Mevlâ’dandır.
Beyaz lâle, ortada sarı ve kırmızı gül tomurcukları, çiğdemler, mor menekşeler en sonunda Leyla’ya ulaştırılır.
Zaman başkalaşır, mevsim değişir, çile dolmaya doğru gider. İlâç, ecza mesabesindedir ama, yine de şifa bir türlü gelmez:
“Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş.”
Gönül yangını silip atmıştır nahoş şeyleri. Dikenler gitmiş; gül kokusuyla, rengiyle ortada kalmış; ateş, günah yollarını tıkamıştır.
Evvelden hissedilemeyenler yaşanmaya başlanmıştır:
“Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!” hali tercüme eden tefsir gibidir.
Güneşin lâleleri bitirdiği mevsim gelir. Ümit ferleri tükenmeye yüz tutar. Derken eski defterin kapalı sayfaları açılır.
Milimetrik oturan bir zaman tevafuku beyinleri zorlar, ye’sin yerleşeceği yerde; “Vazgeçmiş olaydı aramaktan ne bulurdu?
Elbet biri candan, biri canandan olurdu.” mısraları, mevsimin geçmediğini bağırmaktadır sanki. Güz tekrar bahara döner, hayalin bahçeleri yeniden açmaya başlar…
Yazı: …Filiz GÜL…
Konu: dua...
"Her işin başı Allah'a sığınmaktır.Ya Rabbi,ben şaşırabilirim her an,ben hata edebilirim. Sen beni koru ya Rabbi.Ben istesem bile beni yanlış yola sokma,mani ol ya Rabbi bana.Ben istemesem bile beni hak yolda yürüt ya Rabbi.Mecbur et ya Rabbi beni."
Prof.Dr.M.Es'ad COŞAN (Rh.A)
Her vaktiniz hayr olsun,hayırlarla dolsun arkadaşım...
selam ve dua ile...
Bağlantı »
Konu: s.a
Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş.; yüreğinize sağlık kardeşim...
Düzenleyen guzergah gün: 21/4/2009 saat: 01:33
Bağlantı »
Konu: Esselamu Aleykum
Her türlü günah kişi, mekan ve düşüncelerden uzak tutma gayretiyle yandığımız geçip giden sermeye-i ömrümüzde
Cenâb-ı Hakk bizi râzı olduğu hizmetlerle rızıklandırsın,
Efendimizin s.a.v izinden, muhabbetinden ve halinden ayırmasın.
Hayırlı Cumalar
Bağlantı »
Konu: ...
Niye geç farkettim bu yazıyı bilmiyorum...
Ateşe su Leylâ....
Muhabbetle...
Bağlantı »
Konu: ...
Mustafa Demirci'nin Leylâ yorumu bir harika.Yazı da güzel.
Arkadaşıma selam ederim,daim hoşluklar dilerim...
Bağlantı »